CYBER LORD

Siber dünyanın sanal odası
 
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kısa Hikayeler

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
dolares
ACEMİ
ACEMİ
avatar

Mesaj Sayısı : 37
Kayıt tarihi : 30/01/10
Nerden : Türkiye

MesajKonu: Kısa Hikayeler   Paz Ocak 31, 2010 11:45 pm

ANNE GÜVERCİN

Güzel bir yaz günüydü. Batur elinde sapan evlerinin yakınındaki ağaçlıkta kuş avına çıkmıştı. Gözleri radar gibi dikkatle çevreyi tarıyordu. Birden arkasında bir ses duydu: ’Vurma kuşları.’ Döndü, baktı. Seslenen yabancı değildi. Mahalle arkadaşı Sarper’di: “ Ne istersin şu küçük yaratıklardan bilmem ki? Ne zararı var onların sana? Bırak ötsünler, uçsunlar, kanat çırpsınlar. “ Batur: “ Sarper yine mi sen? Bu kaçıncı? İşime karışma demedim mi ben sana? Bak kuşları ürküttün, kaçıp gittiler. Kuş vurmak yasak mı yani? “ Sarper: “ Yasak tabii. Şu sıralar kuş yavrularının büyüme zamanı. Batur: “ Amma yaptın ha.. Yasakmış.. Yasaksa yasak. Kim bilecek benim kuş vurduğumu? Çevrede bir yığın kuş var. Bir kuş vursam kuş kıtlığına kıran girmez ya, kuş nesli tükenmez ya. Bana bak Sarper, sen iyi bir arkadaşsın, fakat şu kuş işine karışma “ dedi ve ses çıkarmamaya dikkat ederek usul usul ilerlemeye başladı. Yirmi metre kadar gittikten sonra bir ağacın altında durdu. Sapanını yukarıya doğru kaldırdı. İyice nişan aldıktan sonra sapanındaki taşı fırlattı. Taş hedefini bulmuştu. Kuş yere düşerken aynı anda havalanan bir başka kuşun kanat sesleri duyuldu. Batur az ötesinde yere düşen kuşu aldı. Kuş can çekişmekteydi. Hemen kuşun kafasını kopardı. Kendisine doğru yürümekte olan Sarper’e dönerek: “ Nasıldım ama? Tek atışta hedef on ikiden. Tık kafa gitti. Tüylerini yoldum mu, küçük bir ateş yakarım. Cız bız. Sonra deyme keyfime “ dedi.

Arkadaşının sözlerine aldırış etmemesine içerleyen Sarper: “ Ne desem, ne söylesem boşuna. Başkalarının senden daha iyi düşünebileceğini hiçbir zaman kabul etmezsin zaten. Vurduğun bir yabani güvercin yavrusu. Yirmi gram et ya çıkar, ya çıkmaz. Hem düşünmediğin bir şey var. Bu yere düşerken kanat sesleri duymuştuk. Herhalde anne güvercindi uçan. Yabani güvercinler bildiğim kadarıyla kin tutarlar. Yavrusunu vurmakla hiç iyi yapmadın “ dedikten sonra geriye dönerek hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Batur daha sonra ağaçlığın kenarında küçük bir ateş yaktı. Buraya gelirken yavru güvercinin tüylerini yolmuş ve iç organlarını temizlemişti. Kuşu pişirmeye başladı. Fakat arka tarafındaki ağaçlardan birinde üzgün ve yaşlı bir çift gözün kendisini izlediğinin farkında bile değildi.

Anne güvercin bir taraftan yavrusunu vuran çocuğu seyrederken, bir taraftan da düşünüyordu: “ Aslında elinde bir çocuğun bize doğru yaklaştığını görmesek, duymasak bile hissederiz. Fakat biz kuşlar, ağaç dalları üzerinde otururken dalar gideriz. Geçmişi düşünürüz. Hatıralar gözlerimiz önünde canlanır. Doğrularımız, yanlışlarımız aklımıza gelir. Çoğu zaman da hayaller kurarız. Bunlar genellikle tadını damağımızda hissedeceğimiz hayallerdir. Yani gerçek olmasını istediğimiz. İşte bu gibi durumlarda bir sapanın veya bir tüfeğin bize doğru nişanlandığını görmemiz yahut yaklaşan birinin hışırtısını, ayak seslerini duymamız mümkün değildir. Biricik yavruma uçmayı öğretiyordum. Yavrum çok yorulmuştu. Bir ağacın dalına konduk, dinleniyorduk. Etraftaki ağaçlar kuş doluydu ve sanırım çoğu da benim gibi hayallere dalmıştı. Küt diye bir ses duydum ve yavrumun feryadı ile kendime geldim. Baktım yavrum vurulmuş düşüyordu. Kanatlarımı çırptım ve uçtum. Havada geniş bir daire çizdikten sonra olayın olduğu yere döndüm. Çevrede kuş yoktu, hepsi kaçıp gitmişlerdi. Olayın nasıl olduğunu kuşlardan sorar, öğrenirim. Neyse bırakayım şimdi bunları düşünmeyi. Yavrumu vuran çocuk kalktı, gidiyor. Gözden kaybetmeden takip edeyim şunu. Evinin nerede olduğunu öğrenirim hiç olmazsa. “

Batur yolda gördüğü bir arkadaşıyla konuştuktan sonra oturdukları apartmanın kapısından içeriye girdi. Oturdukları daire 4. kattaydı. Anne güvercin karşı sokaktaki bir apartmanın çatısında saatlerce bekledi. Akşam olunca odaların, salonların ışıkları yanmaya başladı. Yavrusunu vuran çocuğun girdiği binanın oda ve salonlarını kontrol etmeye başladı. Örtülmeyen veya aralık bırakılan perdelerin arkasından içeri bakıyordu. 4. kattaki balkonun korkuluk demirlerinin üzerine kondu. Şöyle bir etrafına bakındı, bir tehlike var mı diye. Sonra ağır ağır başını pencere tarafına doğru çevirdi. Perdesi kapatılmamış pencereden içerisi rahatlıkla görünüyordu. Ve onu gördü…tam karşıda oturmuş, yanındaki birkaç kişiye bir şeyler anlatıyordu. El-kol hareketleri yapıyor, kahkahalarla gülüyor, etrafındakileri güldürüyordu. Onun son derece neşeli hali içini sızlattı. Bu sahneyi daha fazla görmeye dayanamadı, kanatlarını çırptı ve simsiyah gökyüzüne doğru uçup gitti. Daha sonraki günlerde Batur evlerinin yakınındaki ağaçlıkta sık sık kuş avına çıktı. Fakat hayret!..Her zaman pek çok kuşun bulunduğu bu ağaçlıkta bir tek kuşa rastlayamıyordu.

Batur, yine bir gün elinde sapanıyla buraya geldi. Çevreden çıt çıkmıyordu, etrafta hiç kuş yoktu. Tam yavru güvercini vurduğu ağacın altına gelmişti ki, aniden kanat sesleri duydu. Şaşırmıştı. Üzerine doğru dalışa geçen kuşu son anda fark etti. Elleriyle yüzünü kapatması onu yaralanmaktan kurtardı. Kuş çığlıklar atarak hemen ikinci defa saldırıya geçti. Bu saldırı birincisinden çok daha şiddetli oldu. Kuşun kanat vuruşları birer tokat gibi yüzüne gelen Batur, sırtüstü yere yuvarlanırken eliyle kuşa sert bir darbe indirdi. Kuşun ilerdeki çalılıkların arasına düştüğünü gören Batur, arkasına bile bakmadan kaçıp gitti. Batur o gece hiç uyuyamadı. Yatağında devamlı olarak bir o yana, bir bu yana döndü, durdu. Sabaha karşı şafak sökerken o kuşun kim olduğunu ve kendisine neden saldırdığını anlamıştı. O kuş, birkaç gün önce vurduğu yavru güvercini annesiydi. Demek ki anne güvercin yavrusunu vuranı unutmamış, devamlı olarak takip etmişti. Kuş vurmak için ağaçlığa gelirken orada bulunan kuşların kaçıp gitmesini sağlamıştı. Bu birkaç gündür ağaçlıkta hiç kuş görememesinin nedenini ortaya çıkarıyordu. Korkunç bir takip altındaydı. Eğer kuş vurmaya devam ederse anne güvercinin felaketine neden olacağını anladı. Zararın neresinden dönülürse kardı. Bir daha kuş avına çıkmazsam anne güvercin belki peşimi bırakır diye düşündü. Zaten sapanını anne güvercin ile boğuşurken düşürmüştü. Bundan sonra kuş vurmayacağına söz verdi.

Anne güvercin ise, Batur ile yaptığı mücadeleden sonra yerde bulduğu sapanı gagasının arasına kıstırıp uçup gitmiş, uzaklara, çok uzaklara, kimsenin onu bulup bir daha kuş vurmasına imkan bulamayacağı kadar uzaklara giderek oralarda bulduğu bir çukura sapanı atmış ve üzerine toprak, yaprak ne bulduysa doldurarak gömmüştü. Anne güvercin daha sonraki günlerde ağaçlığın kenarında nöbet tutmaya devam etti. Birisi buraya gelmeye kalksa hemen ağaçlar üzerinde dinlenen, uyuklayan veya hayal kurmakta olan kuşları uyaracak ve bu ağaçlıkta kimsenin kuş vurmasına izin vermeyecekti. Böylece aradan haftalar geçti. Sonbaharın gelmesiyle havalar soğumaya başladı. Bütün göçmen kuşlar gibi anne güvercin de grubuyla birlikte kışı geçirmek için sıcak ülkelere göç etti. Ertesi yıl nisan ayında anne güvercin grubuyla birlikte tekrar bu ağaçlığa geldi. Günler çok sakin ve olaysız geçiyordu. Anne güvercin fırsattan istifade ederek üç tane yumurta yumurtladı. Bu yumurtaların üzerinde günlerce kuluçkaya yattı. Sonunda yumurtalar çatladı ve üç tane minimini yavru sahibi oldu. Yaz mevsimi boyunca yavrularını büyüttü, onlara uçmayı öğretti. Hayatta kendilerine yönelebilecek tehlikelere karşı daima uyanık durumda bulunmayı öğütledi. Batur verdiği sözü tuttu. Bir daha onu kuş vururken gören olmadı.

Serdar Yıldırım
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
dolares
ACEMİ
ACEMİ
avatar

Mesaj Sayısı : 37
Kayıt tarihi : 30/01/10
Nerden : Türkiye

MesajKonu: Geri: Kısa Hikayeler   Paz Ocak 31, 2010 11:49 pm

PERDE

Günün yorgunluğu omuzlarıma ağır gelmeye başlamış evime doğru yol alıyordum her zamanki gibi yavaş ve sessiz. Akşam karanlığı çökmek üzere iken sokak ortasında misket oynayan çocuklara gitti gözüm. Pencere bağıran annelerini gördüm bir anda. İşte o anda kendi mazimde kayboldum.

Tam 30 yıl geriye gittim zaman tünelimde. Mahallede iki tane renkli misket için kavga ettiğim komşunun çocuğu Sabri gelmişti aklıma. Annemin 'hadi artık eşek sıpası eve gel'diye bağırdığı ses geldi kulağıma. Bir an boğazım düğümlenir gibi gözlerim dolmuştu.
Annemin ayrılalı 10 yıla yakın olmuştu ki her aklıma geldiğinde nedense hep böyle kötü olurdum. O bile erken terk etmiş, beni bu dünya da yapayalnız bırakmıştı. Babamı ise evdeki resimlerinden tanıyordum. Şerefli bir askermiş. Son çıktığı operasyonda şehit düşmüş. Annem babamda ki bütün özelliklerin bende olduğunu söyler dururdu.

Askeri okula başladığımda ne kadar da sevinmişti. Birden okulumda silah tuttuğum ilk gün gelmişti gözlerimin önüne. Komutanımdan işittiğim ilk azar. Okulun ilk günü tanıştığım ve bir türlü unutamadığım sevdam. Yıllar ne çabukta geçiyordu. Hayatta isteyip de elde edemediğim tek şey sevdamdı. Kayıt günü nizamiye çavuşunun odasında gördüğüm sevdam.

Adını çekinerek sorduğum ve karşılığında titrek bir ses tonuyla 'Şeyda' diye cevap aldığım kız. Hayat bu ya feleğin küçük bir oyununa gelmiş kaybetmiştim sevdamı. O bir doğu iline atanmış, evlenmiş ben ise unutamamış ve hiç evlenmemiştim. Her gece hayali misafir olurdu odama. Konuşur, konuşur uykuya dalardım.

Acaba şimdi ne yapıyordu? Hayatından memnun muydu? Girdiğim o son operasyon perde olmuştu birden. Hemen karşımda beyaz perde de film gibiydi. Vurulup da yıkıldığım o düşüşü tekrar, tekrar görüyorum. Ameliyathane tepemde yanan ışıklar. En kötüsü de parçalanan kolumdan ayrıldığım günün acısı.

Sonra da askeriye den ayrılıp başka bir dünya ya tayinim. Yeni işim yeni hayatım ve dağıtmak üzere matbaadan aldığım küçük reklam broşürleri.

Artık köşe başında reklam broşürü dağıtan başka birisi olmuştum.

Birden o cam kırılması sesiyle çıktım 30 yıl önceki zaman tünelimden. Bütün bunları düşünürken epeyce bir yol almışım. Hemen sağımda hıçkırıklar içinde içtiği boş şişeleri kıran bir adam görüverdim. Ağaç altına oturmuş şişeleri karşı parkın duvarına atarak parçalayan bir adam. Her gün neler görmüyordum ki bunun gibi. Ama bu bir başkaydı sanki. Yorgun bir şekilde yaklaşmaya çalışıyordum. Yaklaştıkça uzamış sakalları eski püskü elbiseleri dikkatimi çekti. Ben onu görüyordum oysa o beni fark bile etmemişti. Bu oturuş şeklini sanki bir yerden tanıyacak gibiydim. Bir ayağını içe doğru kırmış diğer ayağını uzatmış bu oturuş şeklini bir yerden mutlaka biliyordum. Ama nerden?
Yaklaştıkça yüzünü daha net görmüş ve ansızın bir damla yaş dökülmüştü gözlerimin pınarından. Sınıf arkadaşım Kemal' di bu. Silah atmayı beraber öğrendiğim ilk savunma planımı beraber çizdiğimiz Kemal. Sinirlendiği zaman karşısında dağ bile olsa onu yerden yere vurmayı başaran Kemal. Kaşlarını çattığı zaman karşısındakine korku veren can dostum Kemal. Omuz omuza girdiğimiz o son operasyondan sonra onu hiç görmemiştim. Psikolojik sebeblerden onu da emekli etmişlerdi askeriyeden. Bildiğim sadece buydu.

Hemen oturduğu yerden kaldırmaya çalıştım ve evime götürmeyi başardım. Önce güzelce karnını doyurmuştum can dostumun. O beni değil hatırlamak tanımıyordu bile. Zaten Kemal artık kimseyi tanımıyordu. Sessiz sakin birisi idi. O kadar anlatmama rağmen ağzından bir tek kelime alamadım bütün gece. Kendi yatağımda uyuttum rahat etsin diye.

Sabah erkenden kalktım ve pencereden can dostumu bahçeden hızla çıkarken gördüm. Hemen arkasından koştum ama nafile. Sadece sesini duyuyordum uzaktan. O gür sesiyle bağırıyordu uzaklaşırken…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kısa Hikayeler
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
CYBER LORD :: Karma :: Edebiyat-
Buraya geçin: